Archive for June, 2010

ANAL FİSTÜL ve PERİANAL APSE

ANAL FİSTÜL ve PERİANAL APSE

Anal fistül ve perianal apse hastalıkları hakkında şu bilgileri verebiliriz;

“Anorektal fistül,  anal kanal yada kalın barsağın son kısmı ile cilt arasında tüneller yada yollardır. Anorektal abse ve fistüller birbirinin nedenidir; aynı proçesin değişik evreleridir. Apse (iltihapla dolu şişlik) , genellikle anal kanaldaki , ağızları anüs içersine açılan bezlerin ağızlarının tıkanması sonucunda meydana gelir. Oluşan apseler veya enfeksiyonlar bir müddet sonra kendiliğinden boşalmak amacıyla , son barsak içersindeki bir yere veya anüs çevresindeki deri kısmına açılır. Bu şekilde tünel açılmasına “fistül” denir. Anal fistüller genellikle anal apse sonucunda meydana gelir. Ayrıca; yabancı cisim, travma, tümör, crohn, ülseratif kolite bağlı olarak “özel” anorektal fistüller de vardır.”

Perianal Abse

Belirtiler

Anal apse ,makata yakın bölümde şişlik rahatsızlık meydana getirir. Şiddetli ağrı ve ateş oluşabilir. Anal fistülde anal kanaldan fistülün dış ağzına (genellikle makat çevresindeki deri bölümüne) hafif miktarda ,zaman zaman miktarı artan ve pis kokulu sarı-kahverengi renkli akıntı görülür.

Anorektal Abse Sınıflaması

Yerleşim yerine göre yapılır:

Perianal Absenin Endosonografik Görüntüsü

1- Perianal

2- İskiorektal

3- Yüksek İntersfinkterik

4- Supralevator

Perianal Fistülde Yeni Sınıflama

1- Alçak (Basit) Fistül

2- Yüksek (Komplex) Fistül

Fistül Tedavisi

Ameliyatsız (yapıştırıcı madde enjeksiyonu ile) bazı yöntemler tarif edise de anal fistülün genel kabul gören tedavisi halen ameliyattır.

Ameliyat teknikleri hakkında şu bilgileri söleyebiliriz:

1- Fistülotomi-Fistülektomi

Tüm alçak fistüllerde en sık uygulanan ve sonuçları en iyi olan yöntem fistülotomi(kanalın kesilmesi) veya fistülektomi (kanalın çıkarılması)’dir. Ancak yüksek fistüllerde tedavi ciddi bir sorun olup, bugüne kadar kesin bir tedavi yöntemi de tanımlanmış değildir.

2- Seton

Fitil anlamına gelir. Genelde kompleks fistüllerde etrcih edilir. İpek gibi iritan bir materyel fistülden geçirilerek bırakılır. En az iki ay hasta bununla yaşar. Birkaç aylık süre sonunda seton alınır. Bundan sonraki bölümde fistülün durumuna göre ikinci bir ameliyat planlanabilir.

Core out, mukozal advancement flap gibi ameliyat teknikleri de vardır.

Abse Drenajı

Apse Tedavisi

Apsenin tedavisi cerrahi olarak drenajdır yani iltihabı boşaltmak ve apse poşunu temizlemektir. Apse drene olduktan sonra kişilerin bir bölümünde birkaç hafta sonra (bazen birkaç ay yada yıl sonra) fistül oluşabilir.

Bu ameliyatlardan sonraki en büyük sorun apse ve fistülün nüks etmesi yani tekrarıdır. Henüz bu riski tamamen ortadan kaldırmış bir teknik bulunamamıştır.

Op. Dr. Türker Ertürk

Genel Cerrahi Uzmanı

No Comments

YAĞ BEZESİ (LİPOM)

Lipom (Yağ Bezesi)

Yağ bezeleri için şu bilgileri verebiliriz;

“Lipom (yağ bezesi) genellikle deri ile kas dokusu arasında bulunan yavaş büyüyen yağ hücrelerinden yoğun doku ile oluşmuş olan kitlelerdir. Genellikle muayene ile mobil ve hassas olmayan kitlelerdir. Lipomlar her yaşda ortaya çıkabilirler ancak genellikle 20-40 yaşları arasında sık görülür.

Oluşum nedeni tam olarak bilinmemektedir ancak, ailesel ve genetiksel faktörleri suçlayanlar vardır.

Lipom kötü huylu bir kitle değildir ve genellikle kişiye zararsızdır. Sıklıkla kollarda, gövdede, sıtta, bacakta, boyunda ve kalçada bulunur. Bu yumuşak doku yumrusu aslında vücudun bir çok yerinde oluşabilir.”

Kalın Barsakta Lipom (Kolonoskopi)

Memede Lipom (Mamografi)

“Lipom tanısı sıklıkla klinik muayene ile konur. Eğer yerleşim yeri farklı ise veya şüphelenilen klinik bir durum var ise ultrasonografi, tomografi veya MR, iğne ile biyopsi veya cerrahi biyopsi yaptırılabilir.”

Kalçada Lipom (MR)

Karında Ciltaltı Lipom (Ultrasonografi)

Sırtta Lipom

Boyunda Lipom

Tedavi:

“Tedavi genellikle gerekli değildir. Ancak  lipom istenmeyen bir yerleşim yerinde ise ve basıya bağlı sıkıntı oluşturuyorsa, ağrılı ise, hızla büyüyorsa veya hastada kozmetik sorunlar yaratıyorsa cerrahi olarak çıkarılmalıdır.”

Aşağıda cerrahi lipom eksizyonu gösterilmiştir:

Lipomun kötü huylu bir kitle olmaması nedeni ile mikroskopik inceleme her zaman gerek görülmese de, tıbben doğru olan vücuttan çıkarılan her bezeni çıkarılmasından sonra patolojik inceleme yapılmasıdır.

Op. Dr. Türker Ertürk

Genel Cerrahi Uzmanı

2 Comments

PİLONİDAL SİNÜS (KIL DÖNMESİ)

KIL DÖNMESİ (PİLONİDAL SİNÜS)

Pilonidal Sinüs “Ağızlaşmış Kıl Yuvası” olarak türkçeye çevirilebilir.  Sıklıkla kuyruk sokumunda saptanan bir hastalık olmakla birlikte, koltukaltı, kasıklar veya parmak araları gibi başka bölgelerde de nadir de olsa görülebilir.  Bu hastalık genelde kuyruk sokumunda görüldüğünden eskiden kullanılan kist dermoid sakral ismiyle de bilinmektedir. Kuyruk sokumunda, anal kanaldan genelde yaklaşık 4-5 cm uzaklıkta, orta hat üzerinde içerisinde kıl bulunan kistik bir hastalıktır. Genelde kistin deriye açılan bir veya birkaç ağzı vardır.

Pilonidal Sinüs'ün MR Görüntüsü

Pilonidal sinüs, kıllanmanın ve yağ hücrelerinin etkinliğinin artığı ergenlik döneminde başlar. En sık 20-25 yaşlarındaki erkeklerde görülmekle birlikte 15-45 yaş arasındaki her iki cinste de görülebilir.

Pilonidal sinüsün az bir kısmı doğumsal kökenlidir. Olguların büyük bir çoğunluğunda ise kronik tahrişler sonucunda cilt altına girerek büyüyen kılların hastalığa sebep olduğu kabul edilmektedir. Pilonidal sinüsün çok nadiren de olsa kansere değişim gösterebildiğini belirten bilimsel yayınlar vardır.

Pilonidal sinüs  genellikle belirti vermez. Ancak hasta fistül ağzından gelen akıntı ve kılların çamaşırı kirletmesinden yakınabilir. Pilonidal sinüs bazen akut olarak iltihaplanır, bu durumda  tabloyu akut bir apsenin belirti ve bulguları belirler.

Tanı

Tanı genellikle kolaydır. Kuyruk sokumunda, orta hat üzerinde içerisinde kıl gelen bir fistül hattının görülmesi ile tanı konulur. Çok nadir olarak bazı durumlarda ultrasononografi veya MR gibi görüntüleme sistemlerine başvurulabilir.

Tedavi

Pilonidal sinüsün tedavisi cerrahidir. Temel kural kılların bulunduğu kistin fistül ile birlikte çıkarılmasıdır.

Kist çıkarıldıktan sonra oluşan boşluğun kapatılmasına göre ameliyatlar isimlendirilmektedir. Kist çıkarıldıktan sonra yara kenarlarının karşılıklı kapatılmasına primer onarım denir.

Primer Onarım

Kist çıkarıldıktan sonra yaranın açık bırakılarak aşağıdan doku gelerek iyileşmesine sekonder iyileşme denir.

Sekonder İyileşme

Kist boşluğunun yan taraftan  doku kaydırılarak  kapatılmasına flep yöntemi denir. Bu yöntemler içinde hastanın en kısa sürede normal hayatına dönüşünü sağlayan ve nüks oranı en düşük olan flep yöntemidir. Ancak bazen kistin boyutu ve yayılımı göz önüne alınarak diğer yöntemlere de başvurulabilir.

Limberg Flep

Pilonidal Sinüs Apsesi

Kist dermoid sakral apsesi geliştiğinde  önce apse cerrahi müdahale ile boşaltılır ve pansumanlarla hastanın iyileşmesi sağlanır, ardından hasta ameliyat edilir. Buradaki amaç iltihabi bulgular geriledikten sonra hasta ameliyat ederek  nüksü oranını düşük tutmak ve yara iyileşmesini kısa sürede  sağlamaktır. Bu nedenledir ki teşhisi konulmuş olan hastalığın tedavisini hastalar en kısa zamanda yaptırmalıdır.

Ameliyatsız, kist drene edilerek içine bir takım yakıcı maddeler (gümüş nitrat, fenol, nirat tarjan v.b.) enjekte edilerek kistin yapışmasını sağlayan yöntemler de tarif edilmiştir. Ancak bu yöntemlerde enfeksiyon ve abse gelişim oranı ve nüks olma sıklığı çok yüksek olduğundan yaygın olarak kullanılmamakta ve pek tavsiye edilmemektedir.

Op. Dr. Türker Ertürk

Genel Cerrahi Uzmanı

No Comments

Cerrahi Hastalıklar

Belli başlı ameliyat gerektiren hastalıklar

Hemoroid (Basur)

Anal Fissür

No Comments

HEMOROİD (BASUR)

BASUR (HEMOROİD)

Hemoroid anal kanalı (makat’ın giriş bölümü) çevreleyen toplar damar ağının çeşitli nedenlerle genişlemesi ve sarkması ile ortaya çıkan anal bölgede kaşıntı, ele gelen meme ve kanama ile kendini gösteren bir hastalıktır. Hemoroidal hastalık hakkında şunları söyleyebiliriz:

“Anal bölge çevresinde iç ve dış olmak üzere iki damar ağı vardır. Bu damar ağlarındaki yerleşimine göre hemoroidler iç,dış olmak üzere adlandırılırlar. Hemoroidlerin fizyolojik fonksiyonunun ne olduğu tam olarak bilinmemektedir.

Hemoroid hastalığının kesin nedeni bilinmemektedir. Bilinen çeşitli risk faktörleri vardır:

Yüksek yada düşük makat kası (sfinkter) basıncı, kronik kabızlık, ishal, gebelik, düşük posalı yiyeceklerle beslenme, genetik, şişmanlık, kronik öksürük, kronik ağır yük kaldırma, v.s.

Hemoroidal hastalığın etyolojisinde kronik ıkınma çok önemli yer tutar. Ikınma hem hemoroidal yastıkçıkları yerinde tutan bağlarda gevşeme yaparak, hem de hemoroidal yastıkçıkları genişleterek hemoroidal hastalığı başlatır.

Kronik konstipasyon, ishal ve gebelik de benzer mekanizmayla hemoroidal hastalığa neden olurlar. Tuvalette uzun süre oturmanın da basıncı arttırdığı ve hemoroidal hastalığa zemin hazırladığından bahsedilmektedir.

Acılı ve baharatlı beslenme de bir risk faktörü değildir. Ancak ağrıyı arttırıcı etkileri olduğu bilinmektedir.”

Eksternal (Dış) Hemoroidler

Linea dentata denilen anal kanalın içindeki çizginin altında bazı insanlarda hemoroidal ağlar olabilir. Bunlar ya kendi başına ayrı ağlardır yada iç ağların bahsedilen çizgi altına sarkan komponetleridir. Bunlara eksternal (dış) hemoroidler denir.

Eksternal hemoroidler bir anatomik varyasyondur ve her insanda bulunmaz. Dolayısıyla eksternal hemoroidal hastalık daha ender görülür.

Tromboze Dış Hemoroid

Eksternal hemoroidal hastalık teşhis edildiğinde, hastada büyük olasılıkla internal (iç) hemoroidlerin de olduğu düşünülmeli; tedavi planı o şekilde yapılmalıdır.

Eksternal hemoroidler daha çok ağrı yaparlar. Tromboze olma (içlerinde pıhtı birikmesi) riskleri daha yüksektir.  Bu durumda özellikle ağrı ön plandadır. Klinikte karşımıza çıkan tromboze hemoroidlerin hemen hepsi eksternal hemoroidler olup bu durum bir acil cerrahi girişim gerektirebilir.

İnternal (İç) Hemoroidler

İç Hemoroidler

Makat bölgesinde 3 ana toplar damar ağı mevcuttur. Bunlara hemoroid yastıkları denir. Özellikle kabızlık gibi çok ıkınılarak basınç artışı olduğu durumlarda bu yastıkçıklar genişler ve iç hemoroidleri oluşturur. Dört derecesi vardır:

İç Hemoroid Evreleri

Evre-1: Anal kanal içinde olup dışarıya çıkmayan

Evre-2: Ikınma ile çıkan, kendiliğinden geri giden

Evre-3: Ancak elle itilerek içeri giden

Evre-4: Elle itilmekle dahi içeri girmeyen

Grade I Hemoroid

Grade II Hemoroid

Grade III Hemoroid

Grade IV Hemoroid

Hemoroidde Tedavi

“Erken dönem hemoroidlerde tıbbi tedavi (ilaçlar, pomadlar, fitiller, oturma banyoları) kullanılabilirse de ilerlemiş hemoroidler tıbbi tedaviden fayda görmez.”  Diğer tedavi yöntemlerini şöyle sıralayabiliriz;

Skleroterapi (İğne ile Yapıştırıcı İlaç Zerki)

Skleroterapi

Hem ağ içindeki damarları yapıştırır, hem de hemoroidal yastıkçığı arkaya sabitler, dolayısıyla dışarı sarkan memelerin tedavi sonrası ufaldığı görülür; yani evreyi küçültür.

Skleroterapi eksternal (dış) hemoroide ve uygulanmaz. İleri evre hemoroidlerde genellikle kesin tedavi sağlamaz. Enfeksiyonlu yada ülsere olmuş hemoroid memelerine de uygulanmaz.

Band Ligasyonu (Lastik Band İle Sıkıştırma)

Band Ligasyonu

Her evre hemoroide yapılabilirse de evre II hemoroidlerde daha iyi sonuç alınır. Özel bir alet vasıtasıyla işlem yapılır. En önemli kısıtlayıcı faktör band sonrası hastanın ağrı duyma olasılığıdır. Bu ağrı sorunu nedeniyle; bir seansda fazla bant atılmaz.

Komplikasyon oranı çok düşüktür ancak nüks riski nispeten diğer yöntemlerden biraz daha yüksektir. Aşağıda band ligasyonu yöntemi görülmektedir:

İnfrared Fotokoagülasyon

İnfrared Koagulasyon

İnfrared ışınlarla vasküler hasar yaparak koagulasyon ve yapışıklık (fibrosis) oluşturur.

Diğer Yöntemler

Bipolar diatermi koagülasyon, krioterapi, laser, elektrokoterizasyon

CERRAHİ TEDAVİ

“Hemoroidal hastalıkta nüks oranı en düşükolan(%5) tedavi yöntemi pake eksizyonu yani cerrahi tedavidir.” olarak vurgulayabilir, hemoroid ameliyatları konusunda  şunları belirtebiliriz;

Hemoroidlerin Endoskopik Görüntüsü

Cerrahi Tedavi Endikasyonları

1- Evre 3 ve Evre 4 hemoroidler

2- Evresi ne olursa olsun medikal tedaviye yanıt alınamayan olgular

3- Hemoroidle birlikte ek anal sorunların (fissür, fistül, ülserleşme, v.s.) varlığıdır.

Ameliyat Tipleri

1- Açık Teknik (Milligan Morgan Ameliyatı)

Genişlemiş memeler tek tek ayrılarak üzerindeki mukoza ile birlikte çıkarılır. yastıkçıklar arasındaki sağlam mukoza bırakılır ve işlem sonrası çıkartılan alanlar sağlam mukoza flepleriyle dikilerek kapatılmaz, açık bırakılır.

2- Kapalı Teknik (Ferguson Ameliyatı)

Hemoroid ameliyatı aynı Milligan-Morgan tekniğinde olduğu gibi yapılır. Ancak ameliyat sonrası oluşan mukozasız çıplak alan mukoza flapleriyle dikilerek kapatılır.

3- Submukozal Teknik (Whitehead Ameliyatı)

Tüm hemoroidal yastıkçıklar, arada sağlam mukoza bırakmaksızın çıkarılır. Altta ve üstte kalan mukoza ve deri yaprakları birbirine dikilir. Günümüzde artık pek tercih edilmiyor.

4- Longo Ameliyatı

Evre 3-4 hemoroidlerde uygulanır. Bu ameliyat özel tasarlanmış stapler denilen bir aletle yapılır.

Longo Yöntemi

Longo Yöntemi

Longo Yöntemi

5- Pake Arterinin Ligasyonu

Pencil doppler ulrasonografi ile hemoroid yastıkçığına giren ana atar damar bulunarak bağlanır.

Enfeksiyolu veya ödemli hemoroidlere olabildiğince konservatif yaklaşılır, eğer şiddetli ağrı yoksa cerrahi müdahale yapılmaz. Tromboze (pıhtılı) hemoroidler de genelde enflamedir. Böyle olgularda sadece trombektomi (pıhtının çıkarılması) yapılır, hemoroid yastıkçığına dokunulmaz.

Ameliyat Sonrası Bakım

Ameliyat sonrası yapılacaklar için bazı konulara dikkat edilmelidir; “Ameliyat sonrası dönemde kabızlığı ve ıkınmayı önlemek önemlidir. Bunun için büyük tuvaleti yumuşatıcı ilaçlar, lifli gıdalar ile beslenme, bol su veya sıvı gıda alımı yararlıdır.

Anal kanal basıncını olabildiğince gevşek tutmak gerekir. Bunun için de lokal anestezik kremler, sıcak suyla oturma banyoları önerilir.

Anal bölgedeki yaralar asla temiz kalamaz, ancak yara enfeksiyonu oranı da düşüktür. Bunun nedeni olarak bu bölgenin kanlanmasının dolayısıyla oksijenasyonunun çok iyi oluşunun da bunda etkili olduğu öne sürülmüştür.

İyi bir bakım ile genellikle problem olmasa da ağrı, enfeksiyon ve kanama riski bu ameliyatlarda her zaman mevcuttur.”

Op. Dr. Türker Ertürk

Genel Cerrahi Uzmanı

No Comments

KOLONOSKOPİ

KOLONOSKOPİ

Alt gastrointestinal sistem (alt sindirim sistemi) endoskopisi;

Kolonoskopi : Ucunda kamera olan ince ve bükülebilir uzun bir alet  ile anüsten girilerek bütün kalın barsağın ve ince barsakların kalın barsağa komşu kısmının görüntülenmesi yöntemidir.

Rektosigmoidoskopi : Kalın barsağın anüse (makata) yakın kısmının (yaklaşık son 60cm’lik kısım) incelenmesine verilen addır.

Rektoskopi : Kalın barsağın son kısmının (yaklaşık 20cm’lik) incelenmesine verilen addır.

İşlemden önce barsakların mushil benzeri boşaltıcı ilaçlar yardımıyla temizlenmesi gerekir. İşlemden 8 saat önce hastanın ağızdan  gıda alımı kesilir.  İşlem sedo-analjezi yada genel anestezi altında gerçekleştirilmektedir.  İşlemin ortalama süresi 10 ile 45  dakika arasıdır. Kolonoskopi sırasında eğer ek işlem yapılacaksa (polipektomi, biyopsi v.b.) işlem süresi yapılacak ek girişime bağlı olarak uzayabilmektedir. Kolon (kalın barsak) kanseri tanısında en güvenilir yöntemdir.

Hasta inceleme öncesi kan sulandırıcı ilaç kullanıyorsa ve ilaç allerjisi varsa veya ek bir hastalığı varsa doktorunu bu konuda bilgilendirmelidir .

Kolonoskopi Kimlere Yapılmalıdır?

Kolonoskopi yaptırmak gereken ve altta yatan hastalığın tanısı ve tedavisi açısından yararı olacak hastalık belirtilerini şöyle sıralanıyor:

1. Kabızlık

2. İshal

3. Karın ağrısı

4. Anal kanaldan kanama, açıklanamayan kansızlık, kilo kayıbı

5. Kolon ve rektum kanserlerinin tedavisinden  sonra takip amaçlı

6. Diğer görüntüleme yöntemlerinde saptanan kalın barsak duvarında ait patoloji görüntülerin aydınlığa kavuşturulası için  hastalara kolonoskopi önerilmektedir.

Kolonoskopi ile Hangi Hastalıklar Değerlendirilir?

Alt sindirim sistemi endoskopisi ile bir çok hastalığın teşhisi ve bazılarının tedavisi yapılabilmektedir. Özetle kolonoskopi ile hangi hastalıkların incelendiğini yerlerine göre şöyle belirtebiliriz:

Anal Kanal:

Hemoroid

Polip

Anal Fistül

Tümör v.b.

Rektum ve Sigmoid Kolon:

Divertikül

Polip

Ülser

Darlıklar

İnflamatuar Barsak Hastalığı

Torsiyon

Tümör v.b.

Kalın Barsağın Diğer Bölümleri (İnen Kolon, Transvers Kolon, Çıkan Kolon ve Çekum):

Divertikül

Polip

Darlıklar

İnflamatuar Barsak Hastalığı

Tümör gibi hastalıklar değerlendirilir.

“Kolon kanserinden korunmak için 50 yaşını aşmış herkese kolonoskopi yapılması önerilmektedir.”   “Yakın akrabalarında kolon kanseri olanların ise, ailedeki en genç kanserli hastanın yaşından 10 yıl önce kolonoskopi yaptırmaları gerekir. Kolon kanserlerinin büyük çoğunluğu polip denen iyi huylu tümörlerin üzerinde gelişir. Uygun zamanda yapılan kolonoskopi, kanser gelişmeden önceki aşamada poliplerin bulunup alınmasını (Polipektomi) sağlar.  Bu şekilde hastaları hem kanserden hem de ameliyattan kurtarır. Kalın Barsağından polip alınanların, polipin özelliğine göre, 1 ile 3 yılda bir takip amaçlı kolonoskopiler yaptırması gerekir.”

“Kolonoskopi; Ülseratif Kolit, Crohn Hastalığı gibi kanser dışı kalın barsak hastalıklarının tanı ve takibinde de kullanılır.”

“Kolonoskopi, kalın barsak kanamalarının tanı ve tedavisini sağlayarak hastaları ameliyat olmaktan kurtarabilir.”

Op. Dr. Türker ERTÜRK

Genel Cerrahi Uzmanı ve Endoskopist

No Comments

GASTROSKOPİ

GASTROSKOPİ

Üst gastrointestinal sistem (üst sindirim sistemi) endoskopisi :

“Gastroskopi yada Özofagogastroduodenoskopi; yemek borusu, mide ve onikiparmak barsağı  hastalıklarının tanısında en güvenilir yöntemdir. Ucunda kamera olan ince, uzun ve bükülebilen bir alet yardımıyla ağızdan girilerek inceleme yapılır. Gatroskopi, tedavi ve izleme olanağı gibi ek üstünlükleri bir yana salt tanı gücü yönünden röntgen, bilgisayarlı tomografi, manyetik rezonans, ultrasonografi gibi bilinen görüntüleme yöntemlerine tartışmasız üstündür. Çünkü gastroskopi tetkiki ile lezyonları doğrudan  gözleme olanağı ve biyopsi yani parça alınarak tam teşhis koyma olanağı vardır.

İnceleme için midenin boş olması gerektiğinden, hastaların işlemden önceki 6-8 saat boyunca hiç bir şey yiyip içmemeleri gerekir. İşlemden hemen  önce ağız boşluğunu duyarsız hale getirmek  için topikal (yüzeyel) anestezik solüsyonlar kullanılır ve ardından sedasyon yada genel anestezi ile işlem tamamlanır. İşlemin ortalama süresi 5 ila 15  dakika arasıdır.

Hasta gastroskopik inceleme öncesi  kan sulandırıcı ilaç kullanıyorsa doktoru ile iletişime geçmeli ve inceleme uygun bir zamanda planlanmalıdır.

İnceleme sırasında  midede polip, tümoral kitle saptanırsa  yada gastrit veya ülser varsa doku farklılaşmasını düzeyini saptamak ve/veya Helicobacter pylori mikrobu tespiti için  mideden biyopsi alınabilir.

İşlemden ortalama 1-1,5 saat sonra hasta ağızdan beslenmesine devam edebilir. İşlem günü hastanın ağır işler yapmaması  ve otomobil kullanmaması önerilir.”

Gastroskopi Kimlere Yapılmalıdır?

Gastroskopi yaptırmak gereken ve altta yatan hastalığın tanısı ve tedavisi açısından yararı olacak hastalıklar şöyle sıralıyor:

1. Devamlı bulantı veya kusma

Torakal Ösofagus

Distal Ösofagus

2. Kan kusma veya büyük abdestte siyaha yakın renkte kan görülmesi

3. Erken doyma veya kilo kaybı ile iştahsızlık

4. Mide üstünde yanma ve ağrı

5. Sırta vuran karın ağrısı

6. Şişkinlik, geğirme, hazımsızlık hissi

Mide Korpusu

Kardia-Ösofagiel Bileşke

7. Kalp değerlendirmesi negatif bulunan göğüs ağrısı

8. Kolon (kalın barsak) inceleme sonuçları negatif bulunan demir eksikliği anemisi

9. Yakıcı madde içimi

10. Malabsorbsiyon şüphesi ( ince bağırsak biyopsisi için)

11. Yabancı madde yutma

Duodenum II. Kısım

Antrum ve Pilor

12. Yutkunma güçlüğü

13. Sürekli olan ağız kokusu, boyunda yiyeceklerin takılma hissi

14. Daha önce geçirilmiş mide ameliyatı kontrolü

Gastroskopi ile Hangi Hastalıklar Değerlendirilir?

Üst sindirim sistemi endoskopisi ile bir çok hastalığın teşhisi ve bazılarının tedavisi yapılabilir. Özetle gastroskopi ile hangi hastalıkların incelendiğini yerlerine göre şöyle sıralayabiliriz:

Ösofagus (Yemek  Borusu):

Gastrik Polip

Ösofajit

Ösofajit

Ösofagus Varisi

Divertikül

Kimyasal yanık

Akalazya

Reflü

Tümör  v.b.

Mide :

Malign Mide Ülseri

Malign Mide Ülseri

Mide Fıtığı

Gastrit

Reflü

Ülser

Pilor Stenozu

Tümör  v.b.

Bulbus (Oniki parmak barsağı girişi):

Bulbit

Bulbus Ülseri

Duodenum (Oniki parmak barsağı) II. Kısım:

Duodenit

Ülser

Divertikül

İltihabi hastalıklar

Tümör v.b.

Op. Dr. Türker ERTÜRK

Genel Cerrahi Uzmanı ve Endoskopist

No Comments

AKUT APANDİSİT

AKUT APANDİSİT

Apandiks ince barsakla kalın barsağın birleştiği yere yakın yerleşimli, lümeni yani iç boşluğu dar olan solucan büyüklüğünde (büyüklüğü kişiye göre farklılık gösterir) bir kör barsaktır. Apandisit (apandkis iltihabı) yüzde 90 oranda, apendiks lümeninin (apendiksin iç kısmının) dışkı tıkacı ile tıkanmasından kaynaklanır. Sık görülen nedenlerden biri de lenf dokularının şişmesidir. Diğer nedenler arasında yoğun mukus tıkaçları, bağırsak solucanları, apandiksin çok uzun olması, duvarlarında hareketi zorlaştıran köşelerin bulunması ya da meyvelerin takılı kalan çekirdekleri sayılabilir.
Çeşitli nedenlerle apendiksin içi tıkandığı zaman, apen­diks lümeninde sıvı birikir, içinde mikroplar çoğalmaya başlar ve iç basınç artar. Basıncın artması ile apendiks şişmeye başlar ve giderek apendiks dokusunun kanlanması ve beslenmesi bozulur. Daha sonra nekroz (çürüme) oluşur.  Sonunda apandiks delinerek iltahabın karın içine akması durumu oluşabilir.

Normal popülasyonda apandisit oranı %7’dir. En sık 15-30 yaş grubunda görülür

Belirtileri

Apandisitin belirtileri ve tanısıyla ilgili olarak şunları söyleyebiliriz; “Karın ağrısı, iştahsızlık, bulantı ve kusma temel belirtilerdir. Bazen apandisitin belirtileri deneyimli bir hekimi bile tanı koymada zora sokabilir. Akut apandisit genelde iştah kaybı, bulantı ve kusmayla başlar. Hastaların yüzde 75’inde bulantı görülür. Ateş hastalığın tipik bir belirtisi değildir. Ağrı en önemli belirtidir. Birkaç kez kusmayla birlikte sancı biçiminde ortaya çıkar. Önceleri aralıklı gelen ağrı gittikçe şiddetlenir ve süreklilik kazanır. Apandisit ağrısı göbek çevresi ve karın üstü bölgelerinde başlar; daha ender olarak bütün karında duyulur. Daha sonra karnın sağ alt bölgesine kayar. Apendiksin kişideki değişik yerleşimlerine göre ağrı sırtta, sağ veya sol kasıkta veya mesane üstü ve makatta hissedilebilir.

Bazen şiddetle başlayan ağrı daha sonra hafifler. Bu durum yanıltıcıdır; hastaya rahatsızlığının bittiği duygusunu verir. Oysa ağrı azalırken öbür belirtilerde gerileme görülmezse bu durum apandisitin en korkulu komplikasyonu olan karın zarı iltihabının (peritonit) geliştiğini gösterir.”

Tanı

Apandisitte tanının esas olarak hastanın şikayetleri ve muayene ile konulduğunu vurgulamakta yarar vardır.

“Diğer incelemeler tanıya yardımcı metodlardır. Her zaman olmasa da genelde kan sayımında akyuvarlarda yükseklik saptanır. Hastaya ultrasonografi çekilebilir. Deneyimli radyologlar tarafından yapıldığında değerli bir yöntem olmasına rağmen içi boşluklu bir organ olan apandiksin görüntülenmesi genelde zordur ve hata payı vardır. Karın tomografisinin ultrasonografiden daha iyi bilgiler verdiği uzmanlarca belirtilse de, klinik muayene halen teşhis için en önemli metoddur. Apandisit tanısı konularak ameliyat edilen hastalarda en gelişmiş sağlık kurumlarıda bile farklı bir hastalık çıkma olasılığı %10 ile %30 arasındadır.

Apandisit

Apandisitle ilgili önemli bir noktaya işaret etmeliyiz; apandisit belirtileri, birçok hastalığın belirtilerine benzer. Bu nedenle bulguların değerlendirilmesi uzman bir hekim tarafından yapılması büyük önem taşımaktadır.

Karın içi lenf bezleri iltihabı (mezenter lenfadenit), mide veya bağırsak iltihabı (gastroenterit), kadınlarda yumurtalık kistleri veya enfeksiyonları, dış gebelik, mide veya onikiparmak bağırsağının delinmesi, idrar yolları iltihabı veya taşları, safra kesesi iltihabı ve pankreatit gibi rahatsızlıklar ile apandisit aynı bulguları verebilir. Özellikle yaşlı hastalarda ve çocuklarda farklı belirtiler ortaya çıkabilir ve hekimi yanıltabilir. Şüpheli vakalar ağrı kesici verilmeden uzman doktor kontrolünde takip edilir.

Apandisit Tipleri

Belirtilerin şiddeti ve hastalığın ağırlığı apandiks iltihabının yaygınlığına bağlı olarak değişir.

Apandisitin başlıca dört tipi vardır:

1- Akut apandisit

2- Apse ile birlikte olan apandisit

3- Gangrenöz apandisit

4- Plastrone apandisit

“Cerrahi uygulamada en sık akut apandisite rastlanır. Mukus salgısının arttığı bu tipte apandiks iyice iltihaplanmış, gergin ve

büyümüştür. Akut apandisit hastalığın en hafif tipi olmasına karşın, zamanında müdahale edilmezse gangrenöz apandisite dönüşebilir ve bu nedenden delinme (perforasyon) oluşarak apandiks çevresinde karın içi apse ve peritonit denilen karın zarı iltihabı oluşabilir. Bu durum hayati tehlike içerir. Tüm bu tablolar acil ameliyat gerektirir.

Apendektomi Ameliyatı

Plastrone apandisitte ise karın içinde omentum adı verilen, iç organların üstünde bir örtü gibi uzanan, kalın yağlı bir zara benzeyen bu karın içi organı, apendiksi sarar ve iltihabın karın içine yayılmasını önler. Bu durumda hasta hastaneye yatırılır ve gözlem altına alınarak antibiyotik tedavisi uygulanır. Eğer klinik tablo düzelirse hasta taburcu edilir ve yaklaşık 1,5-2 ay kadar sonra tekrar kontrol edilir ve uygun görülürse planlı ameliyata alınır.”

Tedavi

Apandisitin kesin tedavisi ameliyattır.

İki tip ameliyat söz konusudur:

1- Açık (laparotomi ile) ameliyat

2- Kapalı (laparoskopi ile) ameliyat

Geç kalındığında hastanın hayatı tehlikeye girebileceğinden şüpheli durumlarda mutlaka bir sağlık kuruluşuna başvurarak uzman hekim kontrolünden geçilmesi gerekir.

Op. Dr. Türker ERTÜRK

Genel Cerrahi Uzmanı

No Comments

FITIK

FITIK

Tıbbi literatürde fıtık (Hernia); karın iç organlanın bir kısmının doğumsal veya sonradan oluşan karın duvarı veya kasık bölgesindeki bir zayıflıktan karın dışına çıkmaları diye tarif edilir. Erkeklerde kadınlara oranla çok daha sık görülen fıtıklar, zamanında tedavi edilmediğinde çok ciddi sorunlara zemin oluşturabilir.

Kasık bölgesi fıtıklarına inguinal herni denir. Kasık fıtıkları erkeklerde kadınlara göre daha sık görülür.

Kadınlarda kasık bölgesinin hemen altında oluşan bir fıtık çeşidi erkeklere nazaran daha sık görülür. Bunlara uyluk fıtığı (Femoral Herni) adı verilir. Önemli bir riski belirtmemiz gerekir; “Fıtık boğulması” dediğimiz olay bu tip fıtıklarda daha sık görülür.

Doğuştan olan fıtıklar dışında, sonradan olan fıtıkların nedeni karın içi basıncı artıran olaylardır. Ikınmak, ağır yük kaldırmak, şişmanlık, gebelik, karın ameliyatı geçirmiş olmak, KOAH gibi kronik akciğer hastalıkları, prostat büyümesi gibi etkenler, fıtığa yol açabilir. Sigara içmenin de fıtık gelişimini kolaylaştırdığına yönelik çalışmalar mevcuttur.

Kasık Fıtıkları

Kasık Fıtıkları

Kasık Fıtığın Belirti ve Bulguları

“Fıtık olan bölgelerde deri altında veya erkeklerde skrotumda şişlik olur. Şişlik bazen ıkınma, idrar yapma, öksürme veya ağır bir yük kaldırma esnasında ortaya çıkabilir. Şişlik elle içeri itilebilir veya yatınca kaybolabilir. Bezen görünürde hiçbir bulgu olmadan da noktasal fıtık var olabilir. Ağrı veya yanma hissi oluşturubilir. Bazen yıllar boyu herhangi bir yakınmaya neden olmayabilir.”

“Kasık fıtığından şüphelenildiğinde kesin tanı için hekime başvurmak gerekir. Tanı için çoğu zaman muayene yeterlidir. Gereğinde ultrasonografik inceleme istenilebilir.”

Kasık Fıtığının Tedavisi

“Fıtığın ameliyat dışında bir tedavisi yoktur. Kasık bağı fıtık kesesinin dışarı çıkmasını engellese de kesin bir çözüm sağlamaz. Aksine, fıtık kesesinde yapışıklıklara neden olarak ameliyatı zorlaştırabilir.”

Fıtık Kesesinde Barsak Ansları

“Eğer fıtık ameliyatla tedavi edilmezse inkarserasyona (fıtığın geri karın içine atılamaması durumu) veya strangülasyona (fıtık kesesi içindeki karın içi organların dolaşımının bozulması, boğulması ve gangren olması) neden olabilir. Strangülasyon acil cerrahi tedavi gerektiren bir durumdur.”

Bazı durumlarda kasık fıtığı ameliyat edilmeyebilir ve hasta yakın gözlem altında tutulur. Ameliyat açısından çok yüksek riskli hastalar, özellikle ağır kalp-akciğer hastaları bu gruba girer. Ancak strangülasyon gibi durumlarda her türlü riske rağmen hastanın onayı alınarak ameliyat gerekli olabilir.

Ameliyat Çeşitleri

“Fıtık onarımında temel olarak iki farklı seçenek vardır” diye belirterek ameliyat seçeneklerini kısaca şöyle sıralayabiliriz;

1) Açık onarımlar:

Uzun yıllardan beri açık onarım kasık fıtıklarında altın standart olmuştur.

Kasık Fıtığı Onarımı

Birçok farklı klasik yöntem (Bassini, Halsted, Shouldice, Mc Vay ,v.b.) olsa da son yıllarda en etkili bulunan yöntemler gerginliksiz (Free Tension) onarımlar (Ağ Örme) ve gerginliksiz yamalı (Meshli) onarımlardır (Linchtenstein , Stoppa, Mesh Plug,v.b.)

Kasık Fıtıklarında Yama ile (Meshli) Onarım Tekniği

1

2

3

4

5

2) Videoskopik  (Endoskopik-Laparoskopik) Onarımlar:

Son yıllarda giderek yaygınlaşan bir ameliyat yöntemidir. Endoskopik fıtık ameliyatı karın duvarına açılan üç veya dört adet delikten karın zarı ile karın duvarı arasındaki aralığa girilerek özel bir kamera ile bu bölge izlenirken özel aletler yardımı ile yapılmaktadır. Bu ameliyatta fıtık kesesi ayrıldıktan sonra karın duvarındaki açıklık, karın zarı ile karın duvarı arasına yerleştirilen bir yama (Mesh) ile onarılmaktadır. Bu yama karın duvarına özel zımbalarla sabitlenmektedir. Hekimin tercihine göre bazen bu yöntemde yara yerine emici tipte dren konulabilir.

Ameliyat tekniğinin seçiminde; fıtığın yeri, derecesi, nüks olup olmadığı, hastanın uygulanacak tekniğe ve anesteziye uyumu ve uygulanacak teknikte cerrahın deneyimi göz önüne alınır.

Ameliyatın Riskleri

Anestezinin taşıdığı riskler diğer ameliyatlarla aynıdır. Buna ek olarak ameliyat sonrası kanama, enfeksiyon gibi komplikasyonlar nadiren görülebilir. Nüks etmek fıtıklarda en önemli komplikasyondur ve ameliyatın başarısını belirleyen en önemli etkendir. Günümüzde gerginliksiz fıtık onarımları ile bu olasılık % 2-3’lere kadar düşürülmüştür.

Yama Çeşitleri

Yama Çeşitleri

Meshli onarımlarda nüks daha az olmasına rağmen enfeksiyon riski, seroma (ameliyat yerinde reaksiyonel sıvı toplanması) riski ve hematom (ameliyat yerinde pıhtı toplanması) riski diğer yöntemlere kıyasla biraz daha fazladır.

Ameliyat Sonrası İyileşme Süreci

Hastalar ameliyat sonrası genelde ertesi gün taburcu edilebilir ve günlük yaşamlarına dönebilir. Yürüme veya merdiven çıkma konusunda herhangi bir kısıtlama yoktur. Karın içi basıncını artıran haraket ve davranışlardan (kabızlık, ağırlık kaldırma veya ağır spor aktiviteleri gibi) bir süre kaçınılmalıdır.

Hastaların cilt dikişleri eğer eriyebilen bir sütur materyeli kullanılmamışsa genellikle bir hafta kadar sonra alınır.

Karın Ön Duvarı Fıtıkları

Göbek Fıtığı

En sık görülen fıtık tiplerinden olan karın ön duvarı fıtıkları arasında göbek fıtıkları (Umblikal Herni) sık rastlanılan fıtık çeşididir. Konu hakkında şu bilgileri verebiliriz:

“Erişkinlerde, siroz hastaları, orta yaşlı, şişman ve çok doğum yapmış kadınlarda göbek fıtığı daha çok görülür. Göbek üstündeki lokalizasyonlardan kaynaklı fıtıklar ( Epigastrik Herni veya Ventral Herni) daha az sıklıkta rastlanılan fıtıklardır. Bu tür fıtıklarda da tedavi ameliyattır ve teknikler biraz daha farklılık gösterse de kasık fıtıklarının ameliyat prensiplerine benzerdir. Açık onarımlarda; direkt onarım (Primer, Mayo,v.b.) veya yamalı (Meshli) onarımlar kullanılır. Video-laparoskopik tekniklerde ise sadece mesh kullanılır.”

Ameliyat Sonrası Fıtıklar

Ameliyat Sonrası Fıtık

Kişinin geçirdiği ameliyatlar da fıtıklara zemin oluşturan önemli faktörler arasında yer alır. insizyonel herni veya postop herni olarak adlandırılan bu tür fıtıklar genellikle ameliyattan sonraki ilk yıl içinde ve nadiren 2-3 yıl sonra gelişebilir. İnsizyonel fıtık geliştikten sonra zamanla daha da büyüyebilir.

Bazen bu tür fıtıklarda; fıtığın büyüklüğü ve içeriği hakkında fikir edinmek veya ek bir patolojik durum olup olmadığını anlamak için ultrasonografi veya tomografi gibi ek inceleme yöntemlerine gereksinim olabilir.

Tomografide Fıtıklaşmış Barsaklar

“Bu tür fıtıkların oluşma nedenleri arasında; şişmanlık, karında ameliyatta yapılan kesinin şekli, kullanılan dikiş materyali ve geçirilmiş ameliyat sonrası oluşmuş olan yara yeri enfeksiyonu sayılabilir. Ayrıca hastanın yaşı, genel vücut zayıflığı, hastanın genel durumunun kötü olması da fıtık oluşumunda etkili rol oynayabilir.”

Fıtığın Yol Açtığı Sorunlar

Fıtık, kendisi bir sağlık sorunu olduğu gibi, tedavide gecikilmesi halinde farklı sağlık sorunlarının nedeni de olabilir. Eğer zamanında tedavi edilmezse barsak tıkanıklığı ya da fıtık boğulması gibi ciddi sorunlar gelişebilir.  Fıtığın neden olduğu sorunlarla ilgili şu bilgileri verebiliriz:

Boğulmuş Göbek Fıtığı (Strangüle Herni)

“Barsak tıkanıklığı; bağırsağın fıtık kesesinin içine girmesiyle oluşur. Hastada karın ağrısı, karın şişkinliği, kusma ve büyük tuvaletine çıkamama gibi şikayetler olabilir. Boğulmuş fıtıkda ise; fıtık kesesinin içine karın iç organları, özellikle barsak veya omentum denilen karın iç organlarını örten zar girebilir. Eğer fıtığın oluştuğu yırtık, fıtığın içine giren dokular için dar ise fıtık kesesi içine giren organ karın içine geri dönemez, zaman geçtikçe fıtık kesesinin içindeki organın kanlanması bozulur ve gangren gelişebilir. Bu safhaya gelinmiş hastalıkta acil olarak ameliyat yapılması ve fıtık içindeki organların incelenerek eğer gerekirse gangren olan organ bölümleri alınır. Bu, fıtık gibi tedavisi daha kolay bir ameliyatla mümkün olan bir hastalık için hiç istenmeyen bir durumdur. Maalesef bu durum bazen hastaların doktora erken zamanda başvurmamaları nedeniyle hiç de nadir rastlamadığımız bir tablo olarak karşımıza çıkmaktadır.”

Kendisinde fıtık olduğundan şüphe duyan kişilerin uzman hekim kontrolünden geçmeleri ve riskler hakkında bilgilenmeleri uygun olacaktır.

Op. Dr. Türker ERTÜRK

Genel Cerrahi Uzmanı

No Comments

ANAL FİSSÜR

ANAL FİSSÜR

Genel Bigiler

“Anal Fissür anal kanalda yırtık (çatlak) oluşmasıdır. Genellikle ağrı ve yanma biraradadır. Dışkılama sırasında bu şikayetler artar ve kanama da meydana gelebilir. Anal fissürün en sık nedeni olarak geniş çaplı ve sert dışkının anüsden geçerken oluşturduğu travma ile ıkıntılı , zor bir dışkılama ve kabızlık gösterilir.”

Anal fissür yapabilecek spesifik hastalıklar: Crohn, ülseratif kolit, barsak tübekülozu, sifiliz, herpes, gonore, klamidia enfeksiyonu, AIDS ve anal kanserlerdir. Bunlara spesifik anal fissür denir.

Kabızlık da, ishal de anal fissüre sebep olabilir ve şikayetin artmasına yardımcı olabilir. Kabızlık; gerilme yaparak, ishal ise kimyasal tahriş yaparak zarar verir. Her iki durumda da fazla süre ve sayıda ıkınarak yapılan defekasyon (dışkılama) fissür oluşumuna katkı sağlayabilir.

Fissür olduğu zaman parmakla muayene genelde çok ağrılıdır. Genellikle anüsün dıştan muayenesi ile yırtık görülebilir. Kolonoskopik inceleme gerektiren ve fissüründe eşlik ettği olgularda, endoskopik işlem ağrılı olabilir ve anestezi altında yapılması önerilebilir.

Tedavi

Anal fissür tedavisi için şunlar söylenebilir;

“Anal kanal basıncının azaltılması için; analjezik kremler (hasta acı duymazsa anal kanalını kasmaz), steroidli kremler, gaita (büyük tuvalet) yumuşatıcıları, sıcak su banyoları yararlıdır. Böyle bir tedaviyle en çok 1 ay içinde düzelme sağlanamayan olgular Kronik anal fissür olarak tanımlanır. Kronik anal fissürde fissür kenarında  anal pili (mukoza kıvrımı) ve fissür iç kesiminde polipoid yapı (hipertrofik anal papilla) oluşumu gözlenebilir. Kronik anal fissürün tedavisi ise cerrahi yani ameliyattır.

Ameliyat ile tedavide genellikle “lateral internal sfinkterotomi işlemi tercih edilir”. Bu işlem fissürü meydana getirecek basıncı azaltır ve iyileşmesini sağlar. Kronik fissürlerde cerrah gerek görürse yırtık bölümü çıkararak sağlam dokuları dikme olarak özetleyebileceğimiz “fissürektomi” işlemini de diğer işlem ile beraber uygulayabilir.

Kuşkusuz en iyi tedavi korunmadır. Bol lifli , kepekli diyet düzenli barsak hareketlerine neden olarak rahat dışkılamayı sağladığından en önemli yeri teşkil eder.”

Op. Dr. Türker ERTÜRK

Genel Cerrahi Uzmanı

No Comments