Archive for November, 2010

Safra Kesesi Taşı

SAFRA KESESİ

Safra kesesi, karacigerin alt yüzünde sağ ve sol lobları ayıran olukta yerleşiktir. Fundus denilen kısım karaciger kenarını 1-2 cm geçse de, ancak kese boşalımı aksadığı durumlarda muayenede ele gelir. Safra kesesinin içinde normalde yaklaşık 50 ml – 60 ml safra vardır.

İnsan vücüdunda günde ortalama 500-1500 ml kadar safra yapılır. Safra karaciger hücreleri ve safra yollarındaki hücrelerden salgılanır. Yemekler arasındaki dönemde safra, safra kesesinde toplanır ve burada %20 oranında yoğunlaştırılır. Gıda alındığında (özellikle yağlı ve kolsterolden zengin gıdalar)  safra kesesi kasılır ve sara yolunun son kısımındaki sfinkter gevşer; safra oniki parmak bağırsağına fışkırır tarzda akar. Safranın işlevi  yağlı yiyecekleri çözünür hale getirmek ve emilimini kolaylaştırmaktır.

SAFRA KESESİ TAŞI

Tanıya yardımcı yöntemler:

Direkt Karın Grafisi: Bu yöntemle, safra taşı olan hastaların %10-15 inde sadece ışın geçirmez taşların varlığı saptanabilir.

Ultrasonografi: Safra yolları hastalıklarının tanısında ilk başvurulacak yöntemdir. Ultrasonografi kese içeriğini gösterdiği gibi, kese duvarının özelliklerini ve kese çevresindeki patolojileride ortaya koyar.

Bilgisayarlı Tomografi: Safra yolları hastalıklarının değerlendirilmesinde ilk tercih edilen inceleme yöntemi değildir. Ancak diğer yöntemlere rağmen tanı güçlüğü devem ediyorsa ve özellikle çevre dokular (örneğin karaciğer) için ek bilgiler elde edilmek isteniyorsa başvurulacak tetkiklerdendir.
Manyetik Rezorans (MRI): Safra yoları hakkında veya çevre organlar hakkında daha detaylı bilgi edinmek için kullanılır.

Mide ve oniki parmak barsağına ait hastalıkların yarattığı ağrılar safra kesesi ağrıları ile sıklıkla karışabildiği için, şüphe edilen hastalarda gastroskopi de yaptırılması uygun olacaktır.

Safra kesesi taşı erişkinlerin  % 10 nunda görülür. Taşların %85 ‘i kolesterol taşı olup geri kalanı pigment taşlarıdır.

Safra Kesesi Taşı İçin Risk Faktörleri:

1. Kolesterol taşları: Yaş, cinsiyet (kadınlarda daha sık), şişmanlık, batı tipi  diyet, hızlı kilo verme

2. Pigment taşları:Kan hücrelerinin yıkımına bağlı gelişen kansızlık, karaciğer yetersizliği veya ince bağırsakların büyük bölümünün ameliyatla çıkartılması.

Safra kesesinde taş olan hastayı üç grupta incelemekte fayda vardır.

Bu üç grupta asemptomatik (belirti vermeyen) olgulardan komplike olgulara doğru bir geçiş olabilir. Ancak çoğu zaman asemtomatik olgu bu şekilde kalabilir. Asemptomatik olguların %1-2 si her yıl semptomatik hale geldiği bildirilmektedir.

1.Asemptomatik (Belirti Vermeyen) Safra Taşları:

Bu taşlar herhangi bir şikayete sebep olmazlar, safra kesendeki taş genelde başka rahatsızlıklar sırasında yapılan tetkikler sonucunda tesadüfen tespit edilirler. Bu gruptan olanların az da olsa bir kısmında tehlikeli komplikasyonlar ortaya çıkabilmektedir. Bu komplikasyonlar genelde safra kesesi iltihabı ve safra yollarına taş kaçması sonucu oluşan tıkayıcı tipte sarılıktır. Özellikle şeker hastalığı, dolmayan safra kesesi, büyük taşların varlığı ve kireçlenmiş safra kesesi gibi durumlarda safra kesesi ameliyatı önerilebilir.

2.Semptomatik Safra Taşları:

Esas semptom biliyer kolik dediğimiz safra kesesinin boşalması için kasılmasına bağlı gelişen ağrılardır. Bu ağrılar genellikle mide üzerinde ve karnın sağ üst kadranındadır. Ağrılar genellikle ciddidir ve çoğunlukla yemeklerden birkaç saat sonra başlar.

Semptomatik safra taşları; akut safra kesesi iltihabı, mide ülseri, reflü hastalığı, spastik kolon hastalığı, kalp krizi ve  zatüre ile karışabilir. Semptomların benzerliği nedeni ile karın üst kadran ağrılarında hastaya ultrasonografi ile birlikte gastroskopi, akciğer grafisi ve şüphe halinde EKG tetkikleri de yaptırılması gerekebilir.

Safra Kesesi Taşının Komplikasyonları

a) Akut Kolesistit:

Safra kesesi taşlarının iltihabi bir komplikasyonu olup safra kesesinde iltihabi değişikliklere yol açmaktadır. Akut kolesisititde sistik kanalın bir taş tarafından tıkanması ile başlayan biliyer kolik benzeri bir ağrı vardır. Ancak biliyer kolikken farklı olarak direçli ve süreklidir. Bazı vakalarda ise taşın sistik kanaldan düşmemesi  sonucu akut kolesistit komplikasyonları gelişir.

Labaratuar değişiliği olarak hemogramda lökosit dediğimiz vücütta iltihabın bulunduğunu gösteren hücrelerde hafif artış söz konusu olabilir. Bazı hastalarda karaciğer fonksiyon testleri yükselebilir.

b)Koledok (Ana Safra Kanalı) Taşları:

Genellikle safra kesesinden sistik kanal yolu ile safra yollarına düşen taşlar sonucu oluşur.

Koledok taşı olan hastalar genellikle sarılık ile başvurur. Olgular ağrılı olabilir veya olmayabilir. Fizik muayenede akut kolesistit ile birlikte olmadıkça bulgular sarılık ile sınırlıdır. Tanıda ultrasonografi, Safra yolları MR’ı (MRCP), Bilgisayarlı tomografi ve kan testleri yardımcıdır.

Sarılığı olan ve safra yollarında taşı olan hastalara malignitenin (kanserin) ekarte edilmesi ve taşın çıkarılması için ERCP dediğimiz işlem yapılmalıdır. ERCP’de endoskopik olarak oniki parmak barsağına girilerek buradan ana safra kanalının içine özel aletler ile ulaşılır. Skopi ile bu bölge görüntülenir ve gerekiyorsa ana safra kanalının son kısımındaki kas gevşetilir. Özel aletler vasıtası ile kanal içindeki taş veya safra çamuru temizlenmeye çalışılır. ERCP işlemi ile taş safra yollarından alındıktan 48-72 saat sonra hastaya safra kesesi ameliyatı (kolesistektomi operasyonu) yapılması uygun olabilir. ERCP’nin başarısız olduğu olgularda safra yolları ameliyatı uygulanır.

Yaşlı ve genel durumu bozuk olan hastalar dışında mutlaka safra kesesi ameliyatı uygulanmalıdır.

c)Akut Kolanjit:

Safra yollarının hayatı tehdit eden bir enfeksiyonudur. Kolanjit subklinik hafif bir tablodan  toksik dediğimiz ciddi tabloya kadar karşımıza değişik formlarda çıkabilir. Ultrasonografi veya MRCP ile genişlemiş safra yolu görüntülenebilmekte ancak kesin tanı ERCP yada PTK (karaciğerden safra yollarının dışa drenajı) ile konulmaktadır.

Akut kolanjitin başlangıç tedavisinde geniş spektrumlu antibiyotikler kullanılır. Toksik kolanjit olgularında veya antibiyotik tedavisine dirençli olgularda acil safra yolu drenajı yapılmalıdır. ERCP + nasobiliyer drenaj yada PTK ile drenaj yapılmalıdır. Eğer bu yöntemler ile drenaj yapılamıyorsa cerrahi drenaj yapılmalıdır.

d)Safra Taşı İleusu:

Nadir bir safra taşı kompikasyonudur.   Genellikle barsağın en dar olan terminal ileumun taş ile tıkanması sonucu oluşur. Tedavisi ameliyat  ile taşın barsak içinden alınmasıdır.

e)Biliyer Pankreatit:

Safra taşlarının veya çamurunun safra kesesinden safra yollarına geçişi sırasında oluşabilen, pankreas dediğimiz organın iltihaplamasıdır. Hastanın genel durumu hafif formdan ciddi durumlara varan değişik bir aralıkta seyredebilir. Erken dönemde ERCP ile sfinkterotomi yapılması yararlı olabilir. Akut pankreatit  atağı hafifledikten sonra tekrarlayan pankteatit ataklarının önlenmesi için  hastaya kolesistektomi operasyonu yapılmalıdır.

Tedavi

Semtomatik safra taşlarının tedavisi cerrahidir. Asemptomatik safra taşlarında ise tedavi şeker hastalığı, dolmayan safra kesesi, büyük taşların varlığı ve kireçlenmiş safra kesesi (porselen safra kesesi),  gibi durumlarda safra kesesi ameliyatı yapılmalıdır.

İki tür ameliyat tekniği vardır:

Açık Kolesistektomi:

Laparoskopik ameliyata uygun olmayan hastalarda tercih edilir. Genelde sağ alt kaburga kemiği altından veya göbek üstü hizasından yapılan kesi ile ameliyata başlanır.

Laparoskopik (Videoskopik) Kolesistektomi:

Hastanın kapalı ameliyat olmasına engel yoksa laparoskopik ameliyat safra kesesinde tercih edilen yöntemdir. Operasyon sonrası komplikasyonlar ve şikayetler açısından daha iyi bir ameliyat tekniğidir. Günlük aktivitelere erken dönebilme, ameliyat sonrası ağrının ve yara yeri enfeksiyonunun daha az olması ve kozmetik açıdan daha iyi sonuçların bildirilmesi  bu ameliyat tekniğinin avantajlarıdır. Ancak bazen kapalı başlanan ameliyatlarda açık tekniğe dönülmesi gerekebilir. Hastalar bu konuda bilgilendirilmelidir.

Ameliyat Sonrası Dönem:

Post-operatif erken dönemde kanama, yara yeri enfeksiyonu gibi genel komplikasyonlar görülebilirse de oranı oldukça düşüktür. Safra kaçağı veya safra yolu tam tıkanıklığı çok nadir görülse de ciddi komplikasyonlardır.

Kapalı ameliyat sonrasında ağrı şikayetleri açık operasyona göre derece ve süre olarak daha azdır.

Ameliyat sonrası geç dönemde safra reflüsüne bağlı gastrit görülebilir.

Hastaların çok yağlı ve çok kolestrol içeren yemeklerden uzak kalması uygun olacaktır. Bu durumlarda karın ağrısı ve yağlı ishal oluşabilir.

Op. Dr. Türker ERTÜRK

Genel Cerrahi Uzmanı

No Comments

Tiroid Bezi Hastalıkları (Guatr-Tiroidit-Tiroid Kanseri)

TİROİD BEZİ HASTALIKLARI

GUATR

Boyunun ön tarafında oluşan şişlik şeklinde bilinen guatr; birçok vücut fonksiyonunda görev yapan tiroid hormonlarını salgılayan tiroid bezinin büyümesine denilir. Bu büyüme genellikle tiroid bezinin işlevini olumsuz etkiler. Yetişkin kadın popülasyonunun %7’sinde, erkeklerinse %1’inde guatr vardır (ortalama %5). Bu sıklık, iyot yetersizliği olan bölgelerde (%10) ve yaş ilerledikçe (65 yaşından büyüklerde %20) artar. Sık rastlanan bir sağlık sorunu olan guatr’a neden olan tiroid beziyle ilgili olarak şu bilgileri verebiliriz:

“Tiroid bezi bir iç salgı bezidir. Boyunda nefes borusunun iki tarafında yer almaktadır. Tiroid bezi tiroid hormonlarını salgılar. Tiroid bezinde hormon sentezi için iyod mutlaka gereklidir. Bu hormonun azalması veya çoğalması vücutta olumsuz etkiler yapar. Kanda T3, T4 ve TSH denilen hormonların seviyelerine bakarak tanı konulur..”

Hipertiroidi (Fazla Tiroid Hormonu Salgılamak):

Tiroid bezinin fazla hormon salgılamasına hipertiroidi denir.

Hipertiroidi belirtileri şunlardır; sinirlilik, uykusuzluk, yorgunluk, sıcağa tahammülsüzlük, fazla iştaha rağmen kilo kaybı, aşırı terleme, ellerde titreme, kaslarda güçsüzlük. ishal, adet düzensizliği, fertilite azalması, çarpıntı, nabız sayısının artması ve uzun süre devam ederse gözlerde eksoftalmi (gözlerin dışa fırlaması).

Hipertiroidi nedenleri; Bezin çok büyümesi (Diffüz Toksik Guatr veya Basedow-Graves Hastalığı), hormon salgılayan nodüllü guatr (Toksik Nodüler Guatr), bazı Tiroiditler (Tiroid bezinin enflamasyonu), bazı tiroid kanserleri, hipofiz adenomu, nedeni bilinmeyenler.

Tedavisinde tiroid hormonunu düşüren ilaçlar kullanılır. Hormonlar normale düştükten sonra hastalığın türüne göre tedaviye yön verilir (ameliyat, radyoaktif iyot v.b.).

Hipotiroidi (Az Tiroid Hormonu Salgılamak):

Tiroid bezi normalden daha az hormon salgıIanması durumuna hipotiroidi denir.

Halsizlik. çabuk yorulma, hareketlerde ve kalp atımında yavaşlama, uyuklama hali, soğuğa tahammülsüzlük, ses kalınlaşması, saç dökülmesi, kabızlık, kilo alma, kadınlarda adet düzensizlikleri gibi belirtiler verir.

Hipotiroidi nedenlerinin başında iyot eksikliği, tiroiditler (en sık Hashimato Tiroiditi)gelir.

Tedavisinde tiroid hormonu (tiroksin) takviyesi yapılır.

Guatr’ın çeşitleri

Tiroid bezi büyümesinin birkaç değişik çeşidi vardır:

1- Diffüz hiperplazi; bu durumda tirod bezinde sadece büyüme vardır ve tiroid bezi içinde başka oluşum ve patoloji yoktur. Genellikle iyot eksikIiğine bağlı ve bölgesel olarak görülür. Bu formuna “endemik guatr” denir.
2- Nodüler guatr; bu durumda ise tiroid bezinin içinde nodül denilen kitle yada kitleler mevcuttur.”

Guatr’ın Belirtileri

Tiroid bezindeki büyüme tiroid hormonu salgısının azalmasına veya çoğalmasına neden olmuyorsa ne gibi belirtileri olabileceği ile ilgili olarak şunları söyleyebiliriz: ”Boyun ön bölümünde şişkinlik fark edilir. Bu şişkinlik yutkunmakla hareket eder .Büyük guatrlarda baskıya bağlı nefes almakta zorluk ve ses kısıklığı olabilir. Bazen tiroid dokusu fazla büyür ve göğüs kafesinin içine girebilir. Ayrıca tiroid hormonu fazlalığı (Hipertiroidizm) veya eksikliğine (Hipotiroidizm) bağlı belirti ve bulgular olabilir. Nodüler guatr’da çoğunlukla hormon düzeyleri normaldir.

Guatr’da Teşhis ve Tedavi

Guatrın teşhisi konusunda da şunları belirtebiliriz:
“Doktor, elle muayenede tiroid bezinde büyüme olup olmadığını ve hatta bazen nodülleri fark edebilir.Bu durumda hastadan tiroid ultrasonografisi, tiroid hormonları (kan tetkiki) ve gerekirse tiroid sintigrafisi istenir. Bazen iğne biyopsisi  gerekebilir.”

Bu muayene ve tetkikler sonucu guatrın tedavisi için nasıl bir yöntem izleneceği belirlenir. İlaç tedavisinin yanında hekimin uygun gördüğü durumlarda ameliyat gerekebilir.

Hangi durumlarda ameliyatın tercih edileceğine dair vurgulayabileceğimiz noktalar şunlardır:

“Diffüz hiperplazide (basit guatrda) eğer tiroid bezi çok büyümüş ve nefes almayı zorlaştırıyorsa veya estetik olarak hastayı rahatsız ediyorsa ameliyat önerilebilir.
Nodüler guatrda ise
1- Kanser şüphesi,
2- Bası belirtileri,
3- Hipertiroidi,
4- Göğüs kafesinin içine büyüme,
5- Kozmetik sorun varsa ameliyat önerilir.

Ultrasonografi ve tiroid sintigrafisi teşhiste çok önemli rol oynar. Bilimsel araştırmalar göstermiştir ki; eğer tiroidde tek nodül buIunduğu saptanırsa ve/veya bu nodüller sintigrafik olarak soğuk nodül ise kanser olma riski nispeten daha yüksektir.

Erkeklerde kadınIara göre ve gençlerde yaşlılara göre tek olan nodüllerin kanser olma riski daha yüksektir.

Çocukluk çağında boyunlarında radyoterapi yapılmış kişilerde tiroid kanseri riskinin çok yüksek olduğu saptanmıştır.

Guatr’da Ameliyat

Tiroid ameliyatının özellikleriyle ilgili şu bilgileri verebiliriz:

“Ameliyattan önce mutlaka tiroid hormon düzeyine bakılması gerekir. Eğer hipertiroidi (yani tiroid hormon fazlalığı) varsa, hasta hemen ameliyat edilemez. Herhangi bir komplikasyonla karşılaşılmaması için önce ilaç yardımı ile hormonlar normal seviyeye getirilmelidir. Hormonların normal seviyeye indirilmesi işlemi bazen aylar sürebilir.

Ameliyat genel anestezi altında yapılmaktadır.

Total tiroidektomi olarak adlandırılan tiroid ameliyatında gözle görülebilen tüm tiroid dokusu alınır.

Totale yakın tiroidektomide (nearly total tiroidektomi) ise yaklaşık 1gr kadar sağlam tiroid dokusu bırakılır.

Bilateral subtotal tiroidektomi dediğimiz teknikle tiroid dokusunun çoğu alınır. Bir miktar sağlam doku (yaklaşık 2-3gr kadar) bırakılır.

Ameliyat sonrası vücudun ihtiyacı olan tiroid hormonunu hap şeklinde alarak normal hormon seviyesi sağlanır ve rutin takiplerle tedavi düzeyi ayarlanır.

TİROİDİT

Tiroidit hastalığının çeşitlerini kısaca şöyle özetleyebiliriz:

Akut Tiroiditler

Tiroidin bakterilerle (bazen de virüsler) enfeksiyon kapması sonucu ortaya çıkar. Abse yapabilir. Bu durumda cerrahi tedavi yapılmalı ve abse drene edilmelidir. Enfeksiyon nedeni eğer intrauterin (ana rahminde) dönemden kalan artık kanallar olan ve sinüs piriformis veya tiroglossal kanal denilen yollar ise ameliyatla bu yolların da çıkarılması gerekir.

Subakut Tiroidit (De Quervain Hastalığı)

Süpüratif (iltahaplı) olmayan tiroid bezi enflamasyonudur. Genelde üst solunum yolu enfeksiyonuyla beraber görülür. Tedavisi ilaçlarla medikal olarak yapılır.

Kronik Tiroiditler

Akut tirdiditte olduğu gibi tiroid lojunda inflamasyon, kızarıklık, hassasiyet yoktur. Görünüm guatra benzer ancak farklı olarak bir miktar ağrı olabilir.

Kronik tiroiditlerin iki önemli formu vardır:

1- Hashimato Tiroiditi

En sık görülen tiroidittir. Bu hastalıkta, tiroidle ilgili olarak bilinen otoantikorların hemen tümü (tiroglobülin, antimikrozomal antikor, antinükleer antikor, antiperoksidaz antikor, vs) yükselmiştir. Hashimato tiroiditi hastalarının sadece %20’sinde hipotiroidi olmasına rağmen insanlarda hipotiroidinin en sık nedeni Hashimato tiroiditi’dir. Hashimato tiroiditi kesin tanısı (kan yada radyolojik tetkiklerle değil) sadece iğne biyopsisi ile konulabilir. Hashimato’lu olguların ortalama %10’unda habis tümör olabildiğine dair araştırmalar vardır.

2- Riedel Tiroiditi

Tiroid dokusunda nedeni bilinmeyen fibrozis vardır. Bu nedenle oldukça sert ve fiksedir. En ciddi komplikasyonu; trakeayı sıkarak solunumu engellemesidir. Tiroid öylesine serttir ki iğne ile biyopsi neredeyse imkansızdır. Kesin tanı için açık biopsi gerekebilir.

TİROİD KANSERİ

“Tiroid kanseri son yıllarda sıklığı artan kanserler içinde yer alır. Türkiye’de de son yıllarda tiroid kanseri sıklığı artmaktadır. Bunun etiyolojisini 90’lı yılların başında gerçekleşen Çernobil kazası olarak gösteren uzmanlar bulunmaktadır. Nitekim bu tür nükleer kazalardan sonra oluşan radyasyon sızıntısının etkileri yaklaşık 10 yıl sonra ortaya çıkmaktadır.”

Tiroid Kanser Tipleri

  • Papiller Tiroid Kanseri à En sık görülen tipdir.
  • Folliküler Tiroid Kanseri
  • Hürthle Hücreli Tümörler
  • Medüller Tiroid Kanseri
  • Anaplastik Kanser

Tiroid Kanseri Risk Faktörleri

. Baş-boyun bölgesine radyasyon almak,

. Nodüllü guatr (özellikle soliter yani tek nodül),

. Tiroidit,

. 20 yaşından küçük yada 60 yaşından büyük olmak,

. Erkek cinsiyet,

. Aile anamnezi (özelikle medüller tiroid kanserinde),

. Hızlı büyüyen nodül,

. Ses Kısıklığı,

. Boyunda patolojik lenf  bezesi varlığı,

tiroid kanseri için bazı önemli risk faktörleridir.

Riskler hakkında bazı özel verilere dikkat çekmeliyiz: “Yapılan bilimsel araştırmalarda;

* Sintigrafik görünüme göre hipoaktif (soğuk) nodüllerdeki kanser riski, hiperaktif (sıcak) nodüllerden 4 kat daha yüksektir.

* Soliter (tek) nodüllü olgularda kanser riski, multinodüler guatrdan 2 kat daha yüksektir.

* Diffüz toksik guatr (Basedow-Graves) risk: yaklaşık %5’tir  ve nodüler guatra eşittir.

* Hashimato tiroidit’inde risk: yaklaşık % 5-10’dur.

* Büyük (>4cm) kistlerde risk: yaklaşık %1-4 civarıdır.

* Multinodüler guatrlı erkek hastalarda kanser riski, kadınlardan yaklaşık 2 kat fazladır.

* Yaş ilerledikçe veya küçük yaşlarda (çocukluk, ergenlik) nodüler guatrda kanser riski artar.

* Soliter nodüller için nodül çapı ile kanser riski arasında ilişki yoktur. Ancak multinodüler guatrlarda kanser riski, çapı en büyük olan nodülde en fazladır.

* Multinodüler guatrlı olgularda nodül sayısının artışı ile kanser riski arasında ilişki yoktur.

* Nodül büyüklüğü ile bu nodülün fonksiyonları, kan tiroid hormon yada tiroglobülin miktarları  arasında bir ilişki yoktur.

“Nodül varlığı başlıbaşına bir kanser risk faktörüdür. Ancak buna ikincil risk faktörlerinin eklenmesi kanser olasılığını ciddi şekilde arttırır. Yukarıda verilen risk yüzdeleri çeşitli araştırmalarda farklılık gösterebilmektedir.”

Tiroid Kanserinde Tanı

Tiroid kanseri tanısında şu bilgileri değinmeliyiz;

“Tiroid ultrasonografisi tiroid nodüllerinin kistik mi yoksa solid yapıda mı olduğunu ayırt eden en önemli ve genellikle ilk istenilen tetkiktir. Aynı zamanda tiroid bezinin boyutları ve eğer varsa, nodüllerin büyüklükleri hakkında bilgi verir.

Tiroid sintigrafisi ise sıcak (hiperaktif) ve soğuk (hipoaktif) nodüllerin belirlenmesinde ve tiroid kanseri olgularında kalan tiroid dokusunun ve başka organlara olan yayılımının belirlenmesinde kullanılan bir metoddur. Tiroid kanserinde nodüller genellikle soğuk nodül olarak görüntülenir. Ancak tiroid kistlerinin de sintigrafide soğuk nodül olarak görüldüğünü belirtmekte yarar vardır. Bu nedenle sintigrafi ile birlikte mutlaka tiroid ultrasonografisi de yaptırılmalıdır.

İğne aspirasyon biyopsisi soliter nodüllerde kolay ve güvenilir bir yöntemdir. Ancak bazı tiroid kanser tipleri ile bazı iyi huylu lezyonların ayırımını bu metod ile yapmak çok zordur. Multi nodüler (çok nodüllü) guatr’da ise dominant nodülün (1,5cm’den büyük) veya şüpheli nodüllerin iğne biyopsisi iyi netice verebilir. Ancak bu nodüllerin dışındaki bir yerde kanser olamayacağı anlamına gelmez. Bu nedenle, iğne biyopsisi sonucu kanser gelenlerde ameliyat tekniği açısından yönlendirici olabilir ama sonucu iyi huylu gelenlerde aynı şeyi söylemek mümkün olmaz. Bu hastalar eğer ameliyat edilmeyecekse ihmal edilmeden düzenli olarak takip edilmelidir.”

Tiroid Kanserlerinin Tedavisi

Beş tedavi seçeneği vardır:

. Cerrahi

. Radyoaktif iyot tedavisi

. Hormonoterapi

. Radyoterapi

. Kemoterapi

“Şüphesiz bunlar içinde birincil ve en etkin yöntem cerrahi yani ameliyattır. Diğer yöntemler genelde cerrahiye adjuvan (yardımcı) olarak kullanılır. Bunlar içinde en etkin olansa radyoaktif iyot tedavisidir. Tiroid kanseri tanısını her zaman ameliyat öncesi koymak mümkün olmaz. Bu nedenle son yıllarda tiroid bezinin tamamı veya tamamına yakınının çıkarıldığı operasyonlar, cerrahlar arasında daha fazla taraftar bulmaya başlamıştır.”

Tiroid Ameliyatlarında Riskler

Ameliyat sonası durumla ilgili olarak da şunları söyleyebiliriz:

“Anestezinin genel riskleri dışında bu ameliyatlara özgü riskler de mevcuttur. Genelde risk azdır. Fakat bölgenin anatomisinde önemli çeşitlilikler sıktır. Bir kişinin sinirinin veya damarının geçtiği yer bir başka kişide farklı yerden geçiyor olabilir. Bunlar özellikle ufak sinirler ve diğer önemli yapılarla ilgilidir. Gelişebilecek riskler şunlardır:

Kanama: Kesilen bir damar ameliyattan sonra erken dönemde kanayabilir. Bu durum nefes almada zorluğa yol açabilir. Genelde kan verilmesi gerekmez, ancak ikinci bir operasyon gerekebilir.

Ses Kısıklığı: Bazı hastalarda ameliyat sonrası ilk birkaç gün ses kısıklığı olabilir. Bu oran yaklaşık % 1’dir. Bu risk özellikle tiroid kanseri, tiroidit geçirmiş olanlar, çok büyük guatrı olanlar ve daha önce guatr ameliyatı olmuş olan hastalar için daha belirgindir. Sinir fonksiyonları normal bile olsa % 5-10 hastada ameliyat sonrası az derecede ses değişiklikleri olabilir. Bazen ameliyat sonrası geçici ses kıslklığı oluşur, ama, bu ses kıslklığı birkaç gün ile birkaç ay içinde kendiliğinden kaybolur. Bu geçici ses kısıklığı ameliyat sonrası dokularda gelişen ödeme (şişkinliğe) bağlıdır. Bazen de sesde kabalaşma oluşabilir. Kalıcı ses kısıklıkları oldukça nadir gözlenmesine rağmen, genelde tiroid bezinin çevre dokulara ileri derecede yapışıklığı olması veya anormal anatomik yapılanma nedeni ile olur.

Trakeomalazi: Bazı hastalarda nefes borusunda ameliyat sonrası gevşeme (trakeomalazi) olabilir. Bu komplikasyona genelde hastanın büyümüş tiroid bezinin nefes borusuna uzun bir zaman boyunca yaptığı bası sonucu dokudaki gevşeme sebep olur. Ciddi bir durumdur.

Hipokalsemi: Operasyon sonrası kanda kalsiyum seviyeleri düşebilir. Bu durumda kalsiyum içeren ilaçlar damar yada ağız yolu ile verilecektir. Guatr ameliyatlarından sonra % 15, paratiroid ameliyatlarından sonra % 25 hastada birkaç gün yada hafta kalsiyum verilmesi gerekebilir. Tüm tiroid bezi çıkarılsa bile ancak % 1-2 hasta 6 aydan uzun kalsiyum almak zorunda kalır.

Ameliyat Sonrası:

Ameliyatta tüm tiroid bezi çıkarılırsa, vücudun ihtiyacı olan tiroid hormonunu hap şeklinde alarak normal hormon seviyesi sağlanır. Tiroid bezinin bir kısmı çıkarılırsa bu durumda ilaç alıp almayacağınız, yapılacak kandaki tiroid hormonu seviyesinin tespiti sonrası belli olacaktır.

Eğer çıkarılan dokunun patolojik incelemesinde kanser hücreleri saptanmışsa, ameliyat sonrası çıkarılan dokudaki kanser tipine ve yapılan ameliyat şekline göre; onkologlar, nüleer tıp uzmanları ve  cerrahlar tarafından takip ve tedaviniz devam edebilir.

Genel Cerrahi Uzmanı olarak özellikle vurgulamamız gereken bir konu şudur:

“Unutmamak gerekir ki her cerrahi girişimin kendine özgü bazı riskleri mevcuttur. Ameliyat olmamanın riskleri, ameliyat riskleri ile karşılaştırılarak, konunun uzmanı doktorlar tarafından hastalara aktarılmalı ve hasta bilgilendirilmelidir. Tıpda bazı hastalıklarda cerrahi tedavi, ameliyatların risklerine rağmen halen en etkili tedavi yöntemidir.”


Op. Dr. Türker ERTÜRK

Genel Cerrahi Uzmanı

1 Comment